Yenilebilir Böcekler neden gündemde, tüm fayda ve zararları

 

Yenilebilir Böcekler

 

Neden dünya yenilebilir böcekleri tartışıyor?

Bu yazıyı sizlerden gelen soru ve taleplere cevap vermek amacıyla kaleme aldım, zira gerçekten de medyanın konuya ilgisi muazzam, bu da elbette tarafların doğmasına sebep oluyor: böcek yemeye sıcak bakanlar ve bu fikre karşı gerçek bir savaş açanlar.
Kendi görüşüme yazının sonunda yer verdiğimi belirterek, artık çetrefilli bir hal almış bu hararetli konuyu son derece tarafsız bir şekilde ele almak istiyorum.

Ama önce ilk soruyu cevaplamak önemlidir: yenilebilir böcekler hakkında neden bu kadar çok konuşuluyor?

Basit ve kısa cevap

Dünyayı kurtarmak ve gıda kıtlığıyla yüzleşmek amacıyla, başta et olmak üzere aşırı miktardaki hayvansal protein talebine alternatif sunabilmek.

Daha detaylı cevap

Büyük ihtimalle 2050 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaşacak. Daha şimdiden gıda üretiminin hızı sürdürülebilirliği çoktan geride bırakmış durumda.
Ayrıca, kuraklık ve yükselen ortalama sıcaklıklar tarımı olumsuz etkileyen faktörler, ki yakın gelecekte hiç kuşkusuz kıtlıkların yaşanması bekleniyor.
Ekilebilir arazi yaratmak için ormanların yakılması maalesef artık bir seçenek bile değil.
Yukarıdakilerin ışığında, saraylara layık‘ beslenme şeklimizi sürdürmek için uygulanabilir alternatifler değerlendiriliyor; ve yenilebilir böcekler de işte bu bağlamda değerlendiriliyorlar: sığır ve kümes hayvanlarına eşdeğer miktarda protein sağlayabilir olmalarının yanı sıra daha az toprağa ve suya ihtiyaç duyarken, çok daha düşük seviyelerde sera gazı üretiyorlar.

İyi okumalar dilerim

Böcek yemek yeni bir moda mı?

Büyük olasılıkla, insan-oğlu ve kızı varlığını yenilebilir böceklere borçlu! İlkel insan, nasıl avlanılacağını, tarım yapılacağını veya nasıl hayvan yetiştiricisi olunacağını bilmezken, elinin altındaki tek geçim kaynağı böcekler, meyveler ve köksü bitkilerdi.
Takip eden yüzyıllarda, becerilerin gelişmesi, elverişli iklimler ve bol su kaynakları tarıma, hayvancılığa ve dolayısıyla yeni yiyecek türlerine (temel olarak bugün kullandıklarımıza) olanak sağladı.
Ancak bu ‘kadim gıda kaynakları‘ tamamen terk edilmedi ve daha küçük oranlarda da olsa sıcak ve nemli iklim ile sosyal ekonominin kabul edilen protein kaynaklarına her zaman kolay bir şekilde erişilmesine izin vermediği coğrafi bölgelerdeki birçok ülkede (toplamda 113 ve çoğunlukla Tayland, Filipinler, Meksika, Kamboçya, Çin ve pek çok Afrika ülkesi) milyonlarca insanı beslemeye devam ediyor.

Ancak şunu da belirtelim ki böcekler sadece zorunluluktan yenmiyor!
Pek çok insan için (ve dürüst olmak gerekirse, onları ilk kez tadanlar bile genellikle aynı fikirde) yenilebilir böcekler çok lezzetliama onları her zaman yemiş bireylerin, böcekleri sindirme kapasiteleri, onları beslenmelerine yeni dahil etmeye başlayanlarla karşılaştırıldığında belirgin şekilde farklıdır.

Peki her böcek yenilebilir mi?

Dünya çapında 1 milyondan fazla böcek türü keşfedildi (uzmanlar en az on milyon olduğunu varsayıyorlar), ancak yalnızca yaklaşık 1900’ü yenilebilir böcekler kategorisine giriyor: bunun nedeni, tüm böceklerin protein ve sağlıklı yağlar açısından zengin olmasına rağmen, içerebilecekleri toksik biyomoleküller nedeniyle hepsinin besin sınıfına dahil olmamasıdır.
1900 türe geri dönersek, sadece 3 tanesi (küçük çekirge, un kurdu ve Avrupa göçmen çekirgesi) yakın zamanda EFSA onayı aldı ve 9 tanesi de bekleme listesinde.

İşte
yenilebilir böcekler ve içeriğindeki kitin ile mevcut diğer biyomoleküller hakkındaki tartışma böyle başladı.

Sosyal medyayı sık sık kullanıyorsanız, artık çok da yeni olmadıklarını öğrendiğimiz bu Yeni Besinlerin ne kadar tehlikeli olduklarına dair paylaşımlara mutlaka rastlamışsınızdır.
Her ne kadar kişisel olarak, onları yiyecek olarak görme konusunda aşılmaz bir duvara sahip olsam da, bugüne kadar hiç üzerime alınmadığım konu hakkında derinlemesine bilgi edinmenin heyecanını yaşıyorum: kulaktan dolma bilgilere riayet etmemeye gayret ederim. Ayrıca, umalım değildir ama eğer zaman gerçekten bir çember ise ve insanoğlu ve insankızının varlığı yeniden meyveler ve yenilebilir böceklere bağlı olacaksa, şahsen ben böcek yemenin tüm artı ve eksilerini bilmek isterdim.

Peki bilmeden de böcek yediğimiz doğru mu?

Evet, özellikle gıda katkı maddesi şeklinde kullandığı doğrudur.
Örneğin karmin, Koşineal (Cochineal) tipi böceklerin kurutulmuş gövdelerinden elde edilen parlak kırmızı bir boyadır.
Peynirden alkollü içeceklere kadar pek çok günlük tüketilen ürünlerde kullanılan bir boyadır. Gıda etiketleme kanunlarına göre kaynağının ifşa edilmesini gerektiren bir durum olmadığından, biz tüketiciler ne olduğunu, nereden geldiğini bilmeden onu bayıla bayıla tüketiriz.
Avrupa Birliği ve ülkemizde E120 sıfatıyla, gıdanın rengini düzelten veya renk vermek amacıyla katılan katkı maddesi olarak tanımlanır.
Ah asla yemem” diyen kadınlara hatırlatırım: eğer kırmız ruj kullanmayı seviyorsanız, onun da içindekiler etiketini okumanızı tavsiye ederim!

E904 koduyla bilinen gomalak (Shellac) ise ilaç ve şekerlemeler (drajeler) için kullanılan parlaklık veren bir diğer gıda katkı maddesidir ve küçük bir böcek olan Tachardia lacca (yaprak bitlerini akrabası olarak tanımlayabiliriz) tarafından salgılanan organik bir reçinenin işlenmiş halidir olan.

 

Kitin nedir

Kitin, doğada en bol bulunan ikinci polimerdir (selülozdan sonra) ve polisakkaritler biçiminde yenilebilir böceklerin en büyük karbonhidrat yüzdesini oluşturur; ancak mantarlarda da yaygın olarak bulunur (Agaricus Bisporus yani kültür mantarlarının yaklaşık %7‘si kitindir).
Ve tabi ki çekirgelerin dahil olduğu eklembacaklı ailesinin diğer üyelerinden olan deniz kabuklularında (karideslerin kabuklarında %20 oranında) da bulunmaktadır.
Kitin (ve bir türevi olan kitosan), böceğin dış iskeletinin yapı malzemesi olupRobocop tarzı bir kalkan’ gibi onu giyen hayvanı korumaya yarar ve yenilebilir böceklerde tipe göre yaklaşık 2.7-49.8mg/kg oranında bulunur.

 

Yenilebilir böcekler ve kitine ilişkin sağlık tehlikeleri

Sorun şu ki, kitin mekanik korumaya ek olarak aynı zamanda immünojenik savunma özelliği de taşır, yani böcekle birlikte kitini de yiyen organizmaların bağışıklık sistemini kendine karşı antikorlar üreterek harekete geçmesi için uyarabilir.
Böylece her ne kadar toksik olmayışı, biyolojik olarak parçalanabilirliği ve biyo-uyumlu bir polimer oluşu nedeniyle uzun yıllardır sağlık, ilaç üretimi, tarım, gen terapisi, gıda teknolojisi, nanoteknoloji ve biyo-enerji[1] alanlarında kullanılıyor olsa da bazı bünyelerde bir tehdit yaratması mümkündür.

Daha önce bahsedildiği gibi, dışarıdan vücuda giren kitinler ve kitinazlar bazı durumlarda insanlarda doğuştan gelen bağışıklığı tetikleyerek organlara zarar verebilecek (astım, atopik dermatit vb. gibi rahatsızlıklar) bir tür iltihapsal sitokin fırtınasına neden olabilir ve maruziyetin devam etmesi durumunda, multipl skleroz, kanser veya sistemik lupus eritromatozus (SLE) gibi ciddi hastalıklar nedeniyle ölüme bile yol açması mümkündür[2].

 

Ama bazıları kitinin sağlığa faydalı olduğunu söylüyor!

Bir önceki bölümde söylenenlerin aksine, doğrudan insanlarla gerçekleştirilen ve kitinin insan sağlığına tehlikeli olduğu savını çürüten birden fazla klinik araştırma var.
Örneğin, 20 Kuzey Amerikalıyı (yani düzenli yenilebilir böcek tüketicisi olmayan denekleri) içeren bir çalışmada, 14 gün boyunca günde 25 gr çekirge unu yemenin deneklere zarar vermemekle beraber, bağırsak florasında probiyotik etkide bulunduğu saptandı[3].

 

Peki kim haklı? Bakalım bilim ne diyor

Kesin bir bilgi ile başlayalım: vücuda giren kitin, özel bir enzim olan kitinaz aracılığıyla hazmedilebiliyor.
Sorun da burada yatıyor: insanlar bu özel enzimi sentezlemiyor.
Dolayısıyla sosyal medyada ışık hızında dolaşan iletilere bakarsak temel olarak bunların, kitinaz eksikliği nedeniyle kitinin sindirilememesinden kaynaklı olarak kanser gibi ciddi olanlar da dahil olmak üzere çeşitli sağlık sorunları yaşayacağımızı belirttikleri görülür.
Ne yazık ki, bilimde çok az şey tamamen kesindir: işte bu nedenle hem böcek yeme destekçileri hem de karşıtları söylemlerinde sadece bir noktaya kadar doğrular. Neden mi; gelin hep birlikte bilimsel makalelere bir göz atalım ama tatmin edici yanıt bekleyenleri acı bir sürpriz bekliyor, hemen söyleyeyim!

– büyük bir araştırmacı grubu, insan vücudunun kitinaz sentezlememesine rağmen, kitinaz benzeri proteinler veya kitinolitik aktiviteye sahip enzimler içerdiğini iddia etmektedir; ancak bu araştırmalarda kitinin sindirim etkinliğinin kişiden kişiye değiştiğine değinilmekte ve bunun nedeni olarak kitini sindirme ihtiyacımızı uzun zaman önce kaybetmiş olduğu gösterilmektedir [4,5].

– daha önce de belirtildiği gibi, bazı bilim adamları kitinin sindirilememesinin gerçek bir sorun olabileceğini; bu madde immünojenik olduğundan, iltihaplanma, otoimmün hastalıklar, çeşitli alerjiler ve daha fazlasına neden olan bir sitokin fırtınasına neden olan spesifik proteinlere bağlanabileceğini öne sürüyorlar[2]; ama aynı yazıda kitinin tedavisi zor hastalıklara çare olacak inanılmaz özelliklere sahip olduğundan da söz edilmekte;

– kitinazın vücutta bulunmamasının gerçek bir sorun olmadığını iddia eden bazı diğer bilim adamları, sindirilmemiş kitinin, metabolik faaliyetlerle etkileşime girmeden dışkı yoluyla vücudu terk edebileceğini öne sürerler;

– diğerleri, vücudumuzda selüloz ve diğer bazı bitkisel lifler için de özel enzimlerin bulunmadığını bunlar için olduğu gibi kitinin sindirimi için de kitinaz üreten bağırsak floramızdaki mikroorganizmalara güvenebileceğimizi iddia ediyor[6,7];

– ve yine, başka bir araştırmacı grubuna göre kitinin tehlikesi boyutu ile ilişkilidir, bu bağlamda:
a) ara ebatta parçalar (40-70µm) iltihaba neden olabileceğinden sağlık açısından tehlikelidir;
b) küçük ebatta olanlar (<40µm) tehlikeli olmamakla birlikte, lökin-10’u aktive edebilen anti-inflamatuar özelliklere bile sahiptirler;
c) son olarak, büyük olanlar (>70µm) inerttir, bu nedenle metabolik aktivitelerle hiç etkileşime girmezler[8].

 

Yani? Şüpheler azalacağına artıyor

Peki kitini sindirebiliyor muyuz, sindiremiyor muyuz?
Sindirebiliyorsak bu, bizim için iyi mi, değil mi?
Kitin alımı için izin verilen bir maksimum seviye var mı?
Vücudumuzun sindirmeye çalıştığı kitinin boyutu nedir?
Ya da bugün düzenli olarak yenilebilir böcekleri beslenmemize katmaya başlarsak, ne zaman uygun bir kitinaz benzeri enzim profiline sahip olabiliriz?

Ama tereddüt duymakta yalnız değiliz, hemen hemen tüm bilimsel araştırmalar aşağıdaki görüşlerle sonlandırılıyor: “Konunun daha derinlemesine incelenmesine ihtiyaç var” veya ‘Kitin ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkinin anlaşılması henüz tam olarak tamamlanmamıştır‘[9]; veya ‘Sağlığa yararlarını doğrulamak ve entomofaji (böcek yeme) ile ilişkili riskleri daha iyi değerlendirmek için daha titiz ve daha sıkı kontrollü insan deneklerinden oluşan klinik çalışmalara ihtiyaç vardır‘[10].

Şu an için hiçbir dürüst bilim insanının bu şüpheleri açıkça ve net bir şekilde giderebileceğine inanamıyorum; zira fare deneklerle gerçekleştirilen araştırmalar genellikle insanlar için yetersiz sonuçlar doğurabiliyor ve ayrıca bilimin konu hakkında onbinlerce denek üzerinde yürütülmüş uzun süreli klinik araştırmalardan yoksun olduğunu unutamayız[3].

 

Yine de yenilebilir böcekler hala bir alternatif olabilir…

Daha az kitin içeriği göz önüne alındığında, yetişkin böcek yerine larvaları tercih edilerek kitin ilişkili sağlık riskleri ortadan kaldırılabilir; tabi bu durumda hoşa gittiği ifade edilen “çıtır çıtır”lık durumuna elveda demek gerekebilir.
Veya karides ile ıstakozlarda yapıldığı gibi kitin miktarını azaltmak için kanatlar ve bacaklar (çekirgeler için) çıkarılabilir; tabi yenilebilir böcek ununun endüstriyel ortamda hazırlanmasında böyle bir prosedür öngörülmemektedir.
Ayrıca zehiri zehir yapanın doz olduğunu her zaman aklımızda tutmalıyız: Eğer yenilebilir böcekleri haftada yedi gün, günde iki kez tüketmiyorsak, vücutta kitin varlığı belki de sorunlarımızın en küçüğü olacaktır.

 

Yenilebilir böceklerin faydaları

Bilim, endüstri ve yatırım dünyası, yenilebilir böceklerin muazzam ekonomik potansiyelini keşfetmiş görünüyor. Sadece lezzetleri için değil, onları beslenmenize dahil etmeyi düşünmeniz için birçok neden var…!

– Yenilebilir böcekler, böceğin türüne, yaşam evresine ve beslenmesine bağlı olarak %20 ila %76 arasında değişen protein içeriği sayesinde ete çok iyi bir alternatiftir;

– Yenilebilir böcekler, iyi bir protein kaynağı ve dolayısıyla insanlar için değerli bir besin ve hayvanlar için kazançlı bir yem türü olmanın yanı sıra, çeşitli fonksiyonel maddelerin varlığı nedeniyle biyotıp dünyasında parlak bir geleceğe sahiptir (sadece birkaçını saymak gerekirse: antimikrobiyal peptitler, çeşitli amino asitler, fonksiyonel lipitler, vitaminler, interferon gibi hormonlar, steroid materyal, aktif polisakkaritler, iz elementler, kitin/kitosan, lesitin, vb.); ne yazık ki birçok insanda yaygın olan bazı rahatsızlıkların, hatta ciddi hastalıkların tedavisinde yararlı olabilir: bağışıklık yetmezliği, mide-bağırsak bozuklukları, yorgunluk, kanser, yüksek kan şekeri ve tansiyon, uykusuzluk ve çok daha fazlası)[11].

 

Uyarıları dikkatlice okuyun

EFSA’nın yenilebilir böceklerin risklerine ilişkin 2015 raporunda, olası risklerin böceklerin nasıl yetiştirildiklerine ve nasıl işlendiklerine bağlı olarak doğduğu belirtiliyor (aynı yediğimiz diğer hayvanlar için geçerli olduğu gibi).

Yani vahşi doğada yakalanan böcekler daha mı sağlıklı?
Düşünüldüğünün aksine, besi çiftliklerinde yetiştirilmemiş doğadan toplanan böcekler daha tehlikeli olabilir: çevrelerinde potansiyel olarak bulunan ağır metallere (böcek ve tarım ilaçları ile diğer endüstriyel maddelerden kaynaklı olabilecek) karşı böcekler insandan daha dirençli oldukları için zehirlenmeye neden olabilirler.
İlgilenenlerin, yalnızca insan tüketimi için ve sertifikalı kuruluşlarda yetiştirilmiş yenilebilir böcekleri satın almalarını öneririm.
Her durumda, yenilebilir olarak tanımlanan böcekler, bazıları çok ciddi olmak üzere yine de alerjik semptomlar oluşturabilir. Bazılarının (un güveleri, cırcır böcekleri ve çekirgeler) kabuklular ailesine ait olduğu göz önüne alındığında, eğer karides veya ıstakoza alerjiniz varsa yenilebilir böceklerden de uzak durmalısınız, unutmayın ki pişirme ile bu risk ortadan kalkmaz[12].

 

Sonuçlar

Sonuç olarak, makale boyunca ortaya çıktığı gibi, yenilebilir böcekler konusu kanımca hala çelişkiler içermekte.
Bu noktada, sorunun kökenini daha iyi anlamak için bazı genel değerlendirmelerin yapılması gerekli diye düşünüyorum.

Öncelikle ikiyüzlü olmaktan vazgeçmeli.
Böcekler ben dahil çoğumuz için iğrenç. Ama temiz bir ortamda yetiştiriliyorlarsa karides veya ıstakozdan farkları ne? Aile aynı, kitin içeriği ve denilene göre lezzet de öyle.
Tabi bir grup daha var ki (annem de dahi) karides yemeye bayılsa da, onu o küçük bacakları ve antenleri ile gördüğünde masadan kaçıyor.
Ayrıca yukarıda belirttiğim üzere karides ve böcekler dışında kitin içeren bir başka grup daha var, mantarlar (ki ben iyi bir mantar yiyicisiyim). Bugüne kadar kimse mantarların kitin içerikleri yüzünden tehlikeli olduklarını savunmadı.
Yani tehlikesinden ziyade, kültürümüzde yeri olmadıklarından onlara sıcak bakamıyoruz; oysa İslam dini bile eğer başka yenecek bir şey yoksa çekirge yenmesini caiz görüyor.

Üstelik kabul edelim ki, çoğumuzun kanser, kronik iltihaplanma veya otoimmün hastalıklarla mücadele eden çok sayıda arkadaşı veya akrabası olmasına rağmen bunlardan kaçı düzenli olarak böcek yiyordu?
Bu, ortalama bir insanın beslenmesini oluşturan diğer besinlerin de çok sağlıklı olmadığı anlamına gelir: zira 2018‘de dünya çapında 18 milyonun üzerinde yeni kanser vakası gözlemlenirken, muhtemelen bunların çoğu hayatları boyunca ağızlarına tek bir yenilebilir böcek sokmamıştır.

Bu nedenle, yenilebilir böcekler ve içerdikleri kitin, benim açımdan, endişe edilmesi gerekenler listesinde tamamen göreceli bir konum işgal ediyor; aksine haftanın her günü yediğimiz balık, tavuk ve etlerdeki mikroplastikler veya glifosat kalıntıları beni daha çok endişelendiriyor!
Havayı, suyu ve yiyecekleri bu kirleticilerden arındırmak bugüne kadar mümkün görünmüyor.
Dahası, vücudumuzun bu yeni maddelere karşı hiçbir etkin bağışıklık tepkisi olmadığından tamamen savunmasız bir şekilde ateş altında bekliyoruz.

Kitin konusunu çözdükten sonra, konunun asıl can alıcı noktasına geliyoruz.
Başta bahsedilen övgüye değer amaç, yani hayvansal proteinlere alternatif arayışları göz önüne alındığında, kendimize neden böcekleri yiyecek olarak kabul etme noktasına geldiğimizi sormak daha iyi olmaz mı?
Bilim büyük adımlar atıyor, ancak gezegenin refahını yeniden sağlamak için acil ve acısız çözümler bulacak kadar değil.
Peki ne yapmalı? Üç yıldır bozuk bir plak gibi tekrarlıyorum: gıda tüketimimizi azaltmak, et ve hayvansal ürünlerin miktarını azaltarak veya beslenmeden çıkararak yeni beslenme modellerini gözden geçirmek, iyileşme yolundaki ilk adımlar olacaktır!
Bu derinlemesine çalışmada anlattığım gibi, yoğun hayvancılık yapan besi çiftlikleri 360 derece kirliliğin ilk sebepleri arasında; ve daha önce de söylediğim gibi, hayvansal proteinlere karşı muazzam bir talep olması yüzünden yediğimiz gıdaların kalitesi sıfıra yakın; bu durumun da insan sağlığına onarılamaz zararlar veriyor oluşu artık herkesin gözü önünde diyebilirim.

Ne yazık ki, biz insanlar tam olarak ileri görüşlü değiliz ve teoride her şeyi çözmüş olsak bile alışkanlıklarımızı değiştirmekten hoşlanmıyoruz. Bu muhtemelen bir tür bağımlılık ya da bilişsel uyumsuzluktan kaynaklıdır bilemiyorum; gerçek şu ki belirli bir düşmana (bugün yenilebilir böcekler) karşı savaşmak, kendi yaşam tarzımıza karşı savaşmaktan bize daha kolay geliyor.

Bunu kaldıramıyoruz, kabul etmiyoruz, bu çok büyük bir yük; cadı avına çıkmak çok daha eğlenceli.
İşte bu yüzden iplerimizi ellerinde tutan kukla efendileri, iğrenç veya çirkin olduğuna bakmaksızın insan denen bu şımarık çocuğun gözü doymazlığını körüklemek için her türlü çözümü önermekten geri kalmıyorlar.
İşte bir kez daha insan oğlu ve kızını gerçek anlamda eğitme ve geliştirme fırsatını ıskalıyoruz; bu halde dünyanın müsaade edebileceği kadarıyla yetinmesini öğrenemezsek yarın böcek de yeriz, yılan da; yeter ki mangallar sönmesin!

Sonuç olarak sevgili dostlar, geleceğimize ve gelecek nesillere sahip çıkalım ama tüm tehditlere karşı gerçekçi ve kapsamlı bir şekilde yaklaşarak. Bu da, yaşam tarzımızdan başlayarak, hayatımızın hemen her evresinde aslında o kadar da zor olmayan büyük bir değişiklik gerektiriyor: tekstilden otomobile, enerjiden gıdaya her şeyi aşırı üretmeye ve aşırı tüketmeye bir son verelim; daha az ama daha iyi ve daha kaliteli yemeyi öğrenelim; bunları çok geç olmadan başarabilirsek, eminim ki ne böceklere ne de laboratuvarda üretilmiş yapay etlere gerek kalacak.
Bu kimi zaman mide bulandırıcı ve kimi zaman da sert yazının sonuna kadar CHE ile beraber olduğunuz için hepinize teşekkürler.

Herkese iyi mantık yürütmeler ve iyi devrimler


Kaynakça
1) Khoushab, F. & Yamabhai, M. Chitin Research Revisited. Mar. Drugs 8, 1988–2012. 2010
2) Patel, Seema, and Arun Goyal. “Chitin and chitinase: Role in pathogenicity, allergenicity and health.” International journal of biological macromolecules vol. 97 (2017): 331-338.
3) Stull, V.J., Finer, E., Bergmans, R.S. et al. Impact of Edible Cricket Consumption on Gut Microbiota in Healthy Adults, a Double-blind, Randomized Crossover Trial. Sci Rep 8, 10762 (2018).
4) Tavanti, Arianna Vega, Karina Kalkum, Markus 2012. Chitin, Chitinase Responses, and Invasive Fungal Infections – International Journal of Microbiology
5) Paoletti, Maurizio G., et al. “Human gastric juice contains chitinase that can degrade chitin.” Annals of Nutrition and Metabolism 51.3 (2007): 244-251)
6) Adrangi, Sina, and Mohammad Ali Faramarzi. “From bacteria to human: a journey into the world of chitinases.” Biotechnology advances 31.8 (2013): 1786-1795.
7) Dohnálek, Jan, et al. “Chitinase Chit62J4 Essential for Chitin Processing by Human Microbiome Bacterium Clostridium paraputrificum J4.” Molecules 26.19 (2021): 5978
8) Lee, C.G.; Da Silva, C.A.; Cruz, C.S.D.; Ahangari, F.; Ma, B.; Kang, M.J.; He, C.H.; Takyar, S.; Elias, J.A. Role of chitin and chitinase/chitinase-like proteins in inflammation, tissue remodeling, and injury. Annu. Rev. Physiol. 2011, 73, 479–501.
9) Elieh-Ali-Komi, Daniel & Sharma, Lokesh & Dela Cruz, Charles. (2018). Chitin and Its Effects on Inflammatory and Immune Responses. Clinical Reviews in Allergy & Immunology.
10) Stull, V. J. “Impacts of insect consumption on human health.” Journal of Insects as Food and Feed 7.5 (2021): 695-713.
11) Qian, L., Deng, P., Chen, F. et al. The exploration and utilization of functional substances in edible insects: a review. Food Prod Process and Nutr 4, 11 (2022).
12) van Broekhoven, Sarah et al. “Influence of processing and in vitro digestion on the allergic cross-reactivity of three mealworm species.” Food chemistry vol. 196 (2016): 1075-83.

 

İlginizi çekebilir:

Summary
Yenilebilir Böcekler neden gündemde, tüm fayda ve zararları
Article Name
Yenilebilir Böcekler neden gündemde, tüm fayda ve zararları
Description
Geleceğin gıdası artık bir gerçek: yenilebilir böcekler hakkında her şeyi ve bu kötü sondan kaçınmak için ne yapmalı öğrenin
Author
Publisher Name
CHE Food Revolution
Publisher Logo