Atalık Tohumlar: İtalyan yazar Massimo Angelini ile röportaj

Atalık Tohumlar üzerine Massimo Angelini ile röportaj hakkında
Giderek daha standartlaşan ve maksimum verimliliğe odaklanmış, patentli ve endüstriyel ölçekte yetiştirilen çeşitlerin hakim olduğu günümüz tarımında, atalık tohumlara olan ilgi artıyor. Peki bu ifade tam olarak ne anlama geliyor? Bu tohumlar sadece “antik” veya “rustik” çeşitler değil, biyolojik çeşitliliğin ve nesiller boyu aktarılagelen tarımsal birikimin canlı tanıklarıdır.
Bugün İtalya’da, resmi kataloglarda kayıtlı olmasalar bile atalık tohumları ücretsiz olarak takas etmek hala mümkün. Bu da, filozof, kırsal dünya araştırmacısı, “Temposospeso” yayınevinin direktörü ve 2000 yılından itibaren geleneksel tohumların ticari olmayan takasının yasal ilan edilmesine yol açan kültürel ve politik bir mücadelenin öncüsü olan Massimo Angelini‘nin katkısı sayesinde mümkün olabilmiştir. Peki bu ne anlama geliyor? Kar amaçlı satılmaları yasak, ancak çiftçiler, hobi bahçesi tutkunları ve biyolojik çeşitliliğin koruyucuları arasında el değiştirebilirler: tohumların ortak bir mal olarak kalması gerektiğine inananlar için küçük ama büyük bir zafer.
Bu arada, Avrupa düzeyinde de bir şeyler değişiyor: AB Komisyonu, yerel ve biyolojik tohum çeşitlerinin elden ele dolaşımını kolaylaştırmak için bir reform önerdi ve İtalya’da, atalık tohumların korunması ve değer verilmesi gereken kültürel bir varlık olarak tanınmasını talep eden bir hareket (AVASIM girişimi) günden güne büyüyor.
“Atalık tohumlar” hakkında konuşurken, biyolojik veya bürokratik tanımların ötesine giderek, neyin söz konusu olduğunu gerçekten anlamak için, onları tutkuyla ve titizlikle korumaya katkıda bulunan kişilere doğrudan sormaya karar verdim. Bu röportajda Massimo Angelini, tarımın çok ötesine geçen bir bakış açısını bizlerle paylaşıyor: hafıza, dil, ortak varlıklar, özgürlük ve gelecek kavramlarını bütünleştiren görüşünü dile getiriyor.
Onun yanıtlarını size hiçbir değiştirme yapmadan aktarmaya çalışacağım, tercümemde ne denli başarılı olabilirim bilmiyorum, çünkü konu ile ilgili alışılagelmiş bilimsel dilden farklı olarak “şiirsel” bir biçimde hem kışkırtıcı hem de aydınlatıcılar. Angelini’nin dili basit tanımlar ya da nostaljik bir üslup ile değil de birçok klişeyi sorgulayan derin, somut ve radikal bir bakış açısı ile donandığından işim çok zor, o yüzden şimdiden affınıza sığınırım.
Sizi Massimo Angelini’nin etkileyici bilgeliğiyle baş başa bırakıyorum.
Atalık tohumları korumak ve yetiştirmek neden bugün her zamankinden daha önemli?
“Atalık tohumları” yetiştirmenin önemli olup olmadığını ve neden önemli olduğunu bilmiyorum, ayrıca “atalık” kelimesinin ortak bir değer mi yoksa uzun süredir var olan şeyi nostaljik bir şekilde ifade etmek için kullanılan hayal gücü ürünü ve belirsiz bir kelime mi olduğunu da bilmiyorum. Geçen yüzyılın ikinci on yılında seçilen Senatore Cappelli (İtalya’da atalık tohumlardan sayılan buğday tohumu) buğdayı atalık mı? Peki ya 1938’de seçilen Autonomia? 18. yüzyılın sonlarında Avrupa sofralarına giren patatesler atalık mıdır? Eğer öyleyse, 1000’den fazla çeşitten hangileri atalıktır? Ve neden atalık bir domates bir melezden daha değerli olsun? Belki de melezlerin kısır olduğu düşünüldüğü için mi? Ama bu doğru değil ki.
İşte: bu konuları ele almadan önce, en azından birbirimizi daha iyi anlayabilmek için kelimeleri yeniden düzenlemeye çalışacağım.
Bir yanda tarım uzmanları tarafından seçilen çeşitler varken, diğer yanda laboratuvar ortamında seçilenler (buna melezler ve genetiği değiştirilmiş olanlar da dahildir) bulunur; bunların ötesinde, ayrıca zaman içinde, belli bir yörede, yöre ile birlikte evrimleşen ve nesilden nesile aktarılan tohumlar mevcuttur, bu bağlamda aktarımın gerçekleştiği nesil sayısının az ya da çok oluşu herhangi bir fark yaratmaz. Eski nesilden genç nesile aktarılanları, “aktarılmış” veya “geleneksel” tohum olarak tanımlayabiliriz. Aktarılmış olan tüm tohum çeşitlerini, her ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalışmak anlamsızdır – zaten hayatta hiçbir şey için illaki yaşamak zorunda diye bir şey söylenemez, bu biz insanlar için de geçerlidir – aksi takdirde söz konusu canlıyı bir müze nesnesine dönüştürme riskiyle karşı karşıya kalınır. Ancak, onları insanlık mirası olarak aktarmaya devam etmek için bir neden ve anlam varsa, o zaman bunu yapmak anlamlı ve güzel bir şey olur. Belki özel bir tadı, özel bir dayanıklılığı veya özel, hatta benzersiz bir karakteri var olduğu zaman bunu korumak önemli olur; aynı şekilde belirli bir yörede, zaman içinde yöre ile birlikte evrimleşmiş olmaları da onları korumak için bir neden arz ederken, aynı biz insanoğlu gibi, esasen ait olmasalar dahi, zamanla belli bir yöreye adapte olup, o yere özgüleşmiş olmaları da onları nesilden nesile aktarmak için bir neden teşkil eder. Herkes kendisi için geçerli olan nedeni arayıp bulsun, ama eğer kimsenin geçerli bir nedeni yoksa (ve benim için koleksiyon ve müze eşyası olmaları geçerli nedenlerden değildir), o zaman bunların kaybolmaları veya yok olmaları normal hayatın düzenine girer denilebilir.
Tohumlar, genellikle basit birer kaynak olmaktan çok zamanın tanıklarıdır diyorsunuz; tohumlar, toprakla olan ilişkimiz hakkında bize ne anlatıyor? Onları kaybettiğimizde ne olur?
Kaynak, ekonomik bir kavramdır, ancak hayatı ve onun yansımalarını yalnızca ekonomik bir bakış açısıyla görmek yanıltıcı olabilir. Ne var ki bu, kaynak kavramının doğaya, genetiğe ve insan emeğine de genellenmesini engellemedi. Elden ele, nesilden nesile aktarılan tohum türleri, yalnızca şekil, davranış ve uyum kapasitesinden ibaret değildir, çok daha fazla anlam taşırlar: seçim, koruma, aktarım, anlaşma, hafıza: tüm bunlar, yaşamın kendiliğindenliğinin soyutlaması olarak ifade edilen doğa kavramının ötesinde, kültür kavramının tam anlamıyla bir parçası olmaktadır. Bu nedenle, aktarılan türler ve tohumları hem maddi hem de manevi miras, yaşamın ifadesi ve belgesi olarak nitelendirmek mümkün olur. Bunların kaybı, tarihsel, botanik ve antropolojik bir arşivin kaybına benzetilebilir.
Sık sık 'toprağa dönüş'ten bahsediyorsunuz, ancak giderek daha fazla kentleşen bir dünyada yaşıyoruz. Sıradan vatandaşların tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunmasında rolü nedir? Bir kent sakini, çiftçi olmadan bu sessiz devrime nasıl katılabilir?
Bence, geleneksel çeşitlerle ilgili kültürel ve biyolojik mirasın korunması konusunda bir “şehirli vatandaş”, gıda ürünleri satın alırken, endüstriyel tarım ürünleri yerine geleneksel çeşitleri tercih etmekten başka bir şey yapamaz.
Son olarak Angelini'ye, atalık tohumlar hakkında kimsenin ona sormadığı, ama sorulmasının gerekli olan bir soru olup olmadığını sordum. Kamuoyundaki tartışmalarda sistematik olarak göz ardı edilen rahatsız edici gerçekler veya önemli konular nelerdir? İşte onun sorusu ve cevabı
Bu tohumların sahibi kimdir?
Ve bu sahiplik adına, bunların kullanımından elde edilen faydaların hak sahibi kim olmalıdır?
Hiç tereddüt etmeden cevap verebilirim: Bu atalık tohum çeşitlerinin sahipleri, söz konusu tohumların, zaman içinde doğal olarak evrimleştiği ve nesilden nesile aktarıldığı topluluklarda yaşayanlardır. Bu sahipliğin kabul edilmesi, nesilden nesile aktarılan tohum çeşitlerinin, kamu kurumları veya özel kişiler tarafından sahiplenilemeyen, devredilemeyen ve yasaklanamayan ortak mallar olarak yeniden tanımlanmasına katkıda bulunacaktır.
Sonuç
Sizin duygularınızı tahmin etmem mümkün değil, ama şahsen ben Massimo Angelini’nin bana yaşattığı bu deneyimden çok zenginleştim. Az önce okuduğumuz röportaj, tarımsal biyolojik çeşitliliğin sadece teknik bir konu değil, kültür, yarınlar için sorumluluk ve günlük seçimlerin bir karışımı olduğunu hatırlatıyor. Mesele sadece tohum çeşitlerini korumak değil, geleceğe hangi hatıraları aktarmak istediğimize karar vermektir.
Massimo’ya içtenlikle teşekkür ederken, onun düşüncelerini kitaplarında daha ayrıntılı olarak inceleyebileceğinizi hatırlatmak isterim. Bu kitaplardan bazıları şunlar:
Ecologia della parola. Sbucciare le parole per sguardare il nostro tempo (2024, Temposospeso); Il bugiardino 2025. Lunario delle terre liguri. Almanacco rurale e sapienziale, dotto e popolare, meteognostico e cordiale. Ediz. illustrata (2024, Temposospeso); Minima ruralia. Semi, agricoltura contadina, ritorno alla terra (2023, Semirurali Edizioni)
Eski, nesilden nesile aktarılan, yararlı ve atalık tohumlara uzun ömürler ve tüm okuyucularıma iyi devrimler dilerim.
İlginizi çekebilir:
Karabuğdayın faydaları: sağlıklı, ekonomik, sürdürülebilir ve atalık
Sadece çölyak hastaları için harika bir besin değil! Karabuğdayın faydaları, gezegenimiz de dahil olmak üzere herkesi ilgilendiriyor
Sağlıklı ekmek hangisi: Endüstriyel ekmekten farkları nelerdir
Sağlıklı ekmek hangi unla ve maya ile yapılır ve endüstriyel ekmek nedir, yanıtları buradan öğrenin: bir ipucu, sorun sadece glutende değil!
Summary

Article Name
Atalık Tohumlar: İtalyan yazar Massimo Angelini ile röportaj
DescriptionAtalık Tohumlar nedir, neden önemlidir ve nasıl korunurlar: "Ecologia della Parola Kelimenin Ekolojisi' kitabının yazarı Angelini açıklıyor
Author
Başak Bartu



