Gıda Bilinci

SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA: Çünkü B Gezegeni diye Bir şey Yok!

Bir can simidi içinde can çekişen dünyamızın bir çatalın ucundaki lokmaya benzetildiği grafik kompozisyon

Sürdürülebilir Gıda konusuna giriş

Geçtiğimiz Perşembe günü İtalya’nın Crotone kentindeki Donegani Teknik Enstitüsü öğrencileriyle Sürdürülebilir Gıda konulu bir toplantı gerçekleştirdim. Bu buluşmanın gerçekleştirilmesinde emeği geçen nazik müdür Profesör Laura Laurendi ve sevgili Profesör Rosanna Frandini’ye gönülden teşekkür ederek yazıma başlamak istememi mazur görün; zira gelecek sadece meslek edinmeden ibaret değil ve yaklaşık 1500 öğrencinin eğitiminden sorumlu bu kişiler İtalya için nadir sayılabilecek başka bir yeniliğin de öncüleri: bu okulda abur cubur satan otomat makinelere geçit yok.
Bu konferans esnasında gençlere genel hatlarıyla sürdürülebilirliğin sadece bisikleti ya da toplu taşıma araçlarını arabaya tercih etmekle değil, aynı zamanda ve özellikle sofrada hayata geçirilmesinin önemini anlatmakla başlayarak; ardından gıda sisteminin çevre üzerinde nasıl bu kadar ağır bir etki yaratmayı başarabildiğine değindim; takiben insan sağlığının gezegenin sağlığından ayrı tutulamayacağını anlattıktan sonra çevreye en az etkisi olan sürdürülebilir gıdaların aslında insan sağlığına en çok yararı olan gıdalar olduğu gerçeğine açıklık getirmeye çalıştım; çözümlere değinmeden önce, gıda seçimlerimizde ve kendimizde devrim yapmazsak çok geçmeden bizi nasıl distopik bir geleceğin beklediğini ifade ederek son olarak, düne nazaran daha sürdürülebilir olmak için hepimizin kolaylıkla benimseyebileceği bazı önerileri paylaştım.
İsteyenler bu dikkat gerektiren toplantının bir özetini aşağıda ingilizce altyazılı olarak izleyebilirler, umarım yakında Türk gençleri ile de bu önemli konular hakkında seminerler düzenlemek mümkün olur, zira CHE FOOD REVOLUTION’un tek hedefi gençleri, geleceklerini garantiye alabilmeleri için bir Gıda Devrimine davet etmek.

Arzu ederseniz, aşağıda bu önemli ve bir o kadar da rahatsız edici konuların kısa bir özetini bulacaksınız, konuya hakim olsanız bile okuyup, sevdiklerinizle paylaşmanızı öneririm.

Gıda Sistemimizin Çevresel Sürdürülebilirliğe olan etkisi

Gıda Sisteminin son 50 yıldaki değişimi

Benimsemiş olduğumuz gıda sistemi bizim ve gezegenimizin sağlığına ciddi zararlar vermekte ve aynı zamanda sürdürülebilirlik için gerçek bir tehdit oluşturmaktadır.
Bunun her zaman böyle olmadığını söyleyerek başlamak isterim; GIDA SİSTEMİ sadece son 50 yıldır gezegenin omuzlarına abanan ağır bir yük.
1970’lerin başında, dünyanın en önemli ve gelişmiş ulusları, açlığı ortadan kaldırmak amacıyla, hiç şüphesiz daha verimli ve daha üretken olan yeni bir tarım yönteminin küresel olarak uygulamaya konulması konusunda uzlaştılar. Bu büyük değişim tarihe Yeşil Devrim olarak geçerken, çok asil ve güven verici bir slogana sahiptiı: “FOOD FOR ALL – HERKES İÇİN GIDA”.
Bu uğurda binlerce yıllık tarım bilgisi ve gelenekleri terk edilerek endüstriyel tarıma, yani sentetik gübrelere, aşırı sulamaya, sentetik tarım ilaçlarına, genetiği değiştirilmiş tohumlara ve korkutucu büyüklükte bir fosil enerji kullanımına tamamen bağımlı yeni bir tarım uygulamasına yol açılmış oldu.

Evet, endüstriyel tarım sadece birincil hedefinde feci şekilde başarısız olmakla kalmadı (bugün 800 milyondan fazla insan hala açlıkla mücadele ediyor), aynı zamanda mevcut tüm sorunlarımızın başlangıç noktası olarak kabul ediliyor: zira günümüzde artık sadece açlıktan ve yetersiz beslenme yüzünden hastalanılmıyor, asıl çok fazla ve çok sağlıksız yediğimiz için hasta olup, ölüyoruz. Sadece bununla kalsa, en azından yediğine içtiğine dikkat eden azınlık kurtulmuş olurdu; oysa, bu istilacı tarım uygulamalarını etkili kılmak için kullanılan maddeler nedeniyle hepimiz, aynı şekilde tehdit altındayız.
Yani tarımda verimliliği ikiye, hatta bazen üçe katladığımız doğru; ama buna değdi mi bilmiyorum.

Gelin bunun cevabını rakamlarla beraber verelim

Gıda sisteminin kara rakamları

  • Gıda üretimi küresel sera gazı emisyonlarının %26‘sından sorumlu.

  • Dünyadaki yaşanabilir toprakların %50’si (yani buz ve çöl olmayanlar) tarım için kullanılmakta.

  • Küresel tatlı su çekimlerinin yaklaşık %70’i tarım için kullanılmakta.

  • Gıda sistemi ormansızlaşmanın %80’inin başlıca sorumlusu

  • Küresel okyanus ve tatlı su ötrofikasyonunun* %78’i tarımdan kaynaklanmakta,
    (*: Ötrofikasyon, tatlı su ve denizlerin, nitrat ve fosfor gibi besin öğeleriyle çokça zengin olan maddelerle kirlenmesidir).

  • Dünya üzerindeki insan dışı tüm memelilerin %94‘ü artık çiftlik hayvanı (domuz, sığır, koyun, at).

  • Tüm kuş ırklarının %71’i artık kümes hayvanı (tavuk, hindi, kaz, vs.) olmuştur.

Yoğun Hayvancılığın Çevreye olan Etkileri

Ancak daha da yıkıcı bir etkiye neden olan bir tarım grubu var ki o da hayvancılık sektörüdür.
Şimdi hayvancılık sektörünün gezegene nasıl zarar verdiğini görelim.
Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde sayılarla ilgili bazı terimler göze çarpmaktadır:

  • sera gazı emisyonları
  • ekilebilir arazi
  • tatlı su kullanımı
  • denizlerin ve su yollarının ötrofikasyonu
  • biyoçeşitlilik

Bu terimler rastgele seçilmemiştir, hep birlikte bir gıdanın yüksek bir ayak izine sahip olup olmadığını veya başka bir deyişle sürdürülebilir gıda olup olmadığını tanımlamak için kriterleri belirlerler.
Kısacası et, tüm bu açılardan en büyük olumsuz etkiyi yaratan gıda olmakta; bunu süt, peynir, tavuk, yumurta ve balık takip etmektedir.
Ancak, hayvansal kaynaklı gıdalar yoğun hayvancılık uygulamalarından geliyorsa, söz konusu etki çok daha büyümekte. Yine rakamlarla izah edeyim.

Yoğun hayvancılığın kara rakamları

  • Sera gazı emisyonlarının %18’inin yoğun hayvancılıktan kaynaklandığı ve tüm gıda sektörü emisyonlarının %60’ının sadece etten kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
    Basitçe ifade etmek gerekirse, bir kilo et için havaya yaklaşık 30 kg CO2 salıyoruz: SÜRDÜRÜLEMEZ! Modern bir arabanın 1 km yol kat etmek için yaklaşık 100 g CO2 yaydığını hatırlatmama izin verin!

  • Ancak su kullanımı üzerindeki ayak izi de feci boyutlarda:
    1 kg et üretmek için yaklaşık 600 litre tatlı suya ihtiyacımız var; gerçekte etin çok daha büyük bir su gereksinimi var: bir kilo et için yaklaşık 15.000 litre su (üreticiler 14.400 litre suyun yağmur suyundan alındığını iddia ediyor) gerekiyor. Bu da 15 ton su, 15 metreküp su demektir.

  • Bir de 5.000 ila 100.000 hayvanın tutulduğu çiftliklerden gelen nitrit ve fosfat bakımından zengin (aynı zamanda patojenik) atık su var ki, bu da muazzam bir kirliliğe neden oluyor: 1 kg et başına 300 gr atık su. Tek bir damlası bile büyük miktarda suyu kirletmek için yeterlidir!

  • Yoğun hayvancılık uygulamaları ayrıca çok fazla araziye ihtiyaç duyar. Burada hayvanların “istiflendiği” ahır benzeri binaların kapladıkları alanlardan söz etmiyorum, hayvanların beslenmesinde kullanılacak büyük miktarlarda soya, tahıl ve samanın üretilmesi için gereksinim duyulan tarım arazisini kastediyorum. Düşünün tek 1 kg et için toplam 326 metrekarelik bir alan gerekiyor, yani bir basketbol sahasından biraz daha küçük bir alan!

  • Rakamlar ürkütücü olmaya devam ediyor, dünya üzerinde yetişen tüm soyanın yaklaşık %80’inin yem olmak üzere ekildiğine inanabiliyor musunuz?

  • Son olarak, biyoçeşitliliğe verilen zararı dile getireyim: çünkü araştırmalar biyoçeşitlilik kaybının %30’unun yoğun hayvancılıktan kaynaklandığını gösteriyor

Yoğun hayvancılık uygulamaları ve etik

Ancak buraya kadar söylenenlerin ötesinde 21. yüzyıldaki insanlık utancından bahsetmemek olmaz; ucuz olsun da nasıl olursa olsun diyerek, masum canlılara yaşattığımız gaddarlıktan söz ediyorum.
Entansif uygulamalar, zavallı hayvanların sıkışık koşullarda, hayatları boyunca gün ışığı görmeden, bir çayırda bir kez yürümeden, zincirlenmiş bir şekilde, mümkün olan en kısa sürede yağlanmak amacıyla, “yaşamaya” zorlandıkları tutsak kamplarıdır.
Burada büyük bilim insanı Margherita Hack‘in sözlerini hatırlamalıyız: Sık sık kendimize hayvanların vicdanı olup olmadığını sorarız. Ancak asıl soru, bu entansif hayvan çiftliklerinde hayvanlara yapılan korkunç muameleyi görmezden gelirken, bizim vicdan sahibi olup olmadığımız olmalıdır.

Şimdiye kadar okuduklarınızdan sürdürülebilir gıda üretim sistemlerinin önceliğimiz olması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz, ancak dünya nüfusu ile ilgili varsayımları göz önüne alacak olursak söz konusu önceliğin bir acil durum halini alması kaçınılmaz olur.

Gezegenin sağlığı nasıl bizim sağlığımıza bağlı olabilir

Sürdürülebilir gıda ve Nüfus Patlaması sorunu

Zaten trajik olan durumu daha da karmaşık hale getirmek için 2050 yılındaki dünya nüfusu tahminlerine göz atmak yeterli.
1970 yılında gezegen üzerinde 4 milyar idik, sadece 50 yıl içinde sayımızı ikiye katlayarak 8 milyara ulaştık; ve tahminler 30 yıl içinde 10 milyara yaklaşacağımızı öne sürüyor.
Az önce gördüğümüz tarımın kara rakamlarına dayanarak, bugün zaten maksimum üretkenliğe sahip olduğumuz göz önünde bulundurulduğunda, 10 milyar kişiyi nasıl ve neyle besleyebileceğimiz hakkında ne düşünüyorsunuz? Rotamızı değiştirmezsek, hem de bir an önce, gelecek nesilleri zor bir hayata ve böcek yemeye (yenilebilir böcekler hakkında tüm bilmek istedikleriniz bu makalede) mahkum edeceğimiz son derece açık.r saperne di più sullo Sforamento Terrestre, leggi questo articolo.

Sürdürülebilir Gıda’nın Gezegenin geleceği için önemi

Mevcut gıda sisteminin dünyadaki açlığı sona erdirme sözünü tutmadığını; aksine, bize ve gezegene zararlı entansif uygulamalarıyla sağladığı bol miktarda kalitesiz gıda ile, bugün bize ve özellikle de geleceğin mirasçıları için gerçek bir tehdit oluşturduğunu öğrenmiş olduk.

Peki bu gidişi durdurmak için ne yapabiliriz?

Henüz çözümsüz değiliz, geri dönüşü olmayan bir noktada değiliz; yeter ki daha fazla zaman kaybetmeyelim.

İşin en dikkat çekici yanı, bu tehdidi yok etmek için tarifsiz fedakârlıklar yapmamız gerekmiyor; 50 yıl öncesine gitmek zorunda da değiliz!
Bir yanımızda teknoloji, diğer yanımızda sorunun değil çözümün parçası olma arzusu ile gıda seçimlerimizde bir devrim yapmamız gerekiyor. Hepimizi bu değişimin parçası olmak üzere küçük veya büyük adımlar atabiliriz, ama yerinde saymak, hiçbir şey yapmamak gibi bir lüksümüz artık yok. Okullarda yeni nesiller için Gıda Eğitimi dersleri verilmeli, daha sürdürülebilir diyetler daha büyük topluluklarca benimsenmeli (bu bağlamda, sürdürülebilir gıda ve insan sağlığının tüm unsurlarını dikkate alan tek diyet olan CHEtaryen diyetini sizlere tanıtmak isterim).

Gündelik Sürdürülebilir Gıda için Pratik Çözümler

Pratik öneriler isteyenlere:

  • Gıda israfını azaltmak ve yok etmek için büyük özen göstermeli; tüketebileceğimiz kadarını alıp, son kullanma tarihi konusundaki bilgi birikimimizi genişletmeli (bu konudaki makalalelerimi mutlaka okumanızı öneririm);

  • Çevreyi ve sağlığımızı olumsuz etkileyen gıdaların tüketimini azaltmalı veya bunları beslenmemizden çıkarmalı;

  • Sağlıklı, doğal ve sürdürülebilir gıdalardan oluşan bir beslenmeyi benimsemeli, işlenmiş, endüstriyel ve entansif gıda üretim uygulamalarından gelen gıdalardan kaçınmalı;

  • Yerel ve mevsimindeki gıdalara öncelik verip, mümkünse pazarlardan ve küçük ölçekli üreticilerden satın almaya özen göstermeliyiz;

  • Gıda tercihlerimizde yaptığımız değişiklikler hakkında ailemiz ve yakın çevremiz ile konuşup, sürdürülebilir gıda seçimleri hakkında bilinçlilik yaratmaya katkıda bulunmalıyız.

Unutmayın ki bu basit eylemler mutfak masrafınızı önemli bir ölçüde hafifletmenize de yardımcı olacak.

Bu şekilde hayal bile edilemeyecek hedeflere ulaşabiliriz.

Kendi yaptıklarımdan söz edecek olursam, sizlerin de çok iyi bildiği gibi, yaklaşık 4 yıldır (2024 itibariyle) bu konularda farkındalık yaratmak için “savaşıyorum”; ve daha fazla insana ulaşabilmek için içeriklerimi üç dilde yazıyorum.
Binlerce fedakârlığa rağmen bunu yapmaya devam edeceğim, çünkü tüm miyopluğuna rağmen insanlık bir ikinci şansı hak ediyor.
Bu yüzden beni bağışları ve takdirleriyle destekleyen herkese gönülden teşekkür ederim; bu Gıda Devrimine katılmanın önemini anlayan hepinize teşekkür ederim.
Yılın sonuna geldik ve bu yüzden gelecek yıl için iyi kararlar alma zamanı; bu yüzden lütfen 2024’ün daha iyi bir dünyanın başlangıcı olmasına izin verelim: kendimize umut ve sevgi kokan bir değişim hediye edelim, çünkü bu gerçekten sadece bize bağlı.

Her öğünde Sürdürülebilir Gıdalar ve Hepimize Mutlu Devrimler

Çalışmalarımın önemli olduğunu düşünüyorsanız, desteğinizi esirgemeyin:

katkınız küçük de olsa Devrimi ileriye taşımak için esastır.
Teşekkür ederim

İlginizi çekebilir:

Summary
SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA: Çünkü B Gezegeni diye Bir şey Yok!
Article Name
SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA: Çünkü B Gezegeni diye Bir şey Yok!
Description
Sürdürülebilir Gıda, gezegenin geleceği için çok önemli ve okullarda acilen ele alınması gereken bir konudur
Author
Publisher Name
CHE Food Revolution
Publisher Logo

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir