YEŞİL ALTIN, AVOKADO HAKKINDA HER ŞEY

     

    AVOKADO HAKKINDA HER ŞEY

     

    1. KISIM

    Avokado belki hala çoğumuz için gizemini korumaya devam etse de, ben dahil bazılarımızın haftalık alışveriş listesinde yerini çoktan almış durumda. Avokadoyu hiç yememiş birine tadını tarif etmem gerekirse, olduğu gibi yenildiğinde tatsız tuzsuz demek yalan olmaz. Ama bir tutam tuz ve birkaç damla limon eşliğinde yendiğinde çok lezzetli bir garnitür haline gelir, diye de eklemeli mutlaka. Öyleyse bir düşünün; biraz daha özenle, daha ne enfes lezzetler hazırlayabilirsiniz.

    Şimdi gelin yeşil altının içeriğine bir göz atalım.

    İçeriği

    Orta boylardaki bir meyvenin ağırlığı 200-300 gram arasındaki iken, çok daha büyük meyveler de yetişir. Bu küçük cephaneliğin sadece 100 gramında aşağıdakiler bulunur:

    • Kalori 165 kcal
    • Toplam Yağ İçeriği 15 gram

                      Doymuş yağ asidi içeriği 2,1 g

                      Çoklu doymamış yağ asidi içeriği 1,8 g

                      Tekli doymamış yağ asidi içeriği 10 g

    • Toplam Karbonhidrat İçeriği 9 gram

                      Besin lifi 7 gram

                      Şeker 0.7 gram

    • Protein İçeriği 2.1 gram

    Avokadonun avantajları

    Avokado çılgınlığı, hem mutfaktaki çeşitli kullanım olanakları hem de oldukça sağlıklı tabir edilebilecek özellikleri sayesinde doğmuştur. Paradoks olarak göze çarpan ilk şey tabi ki, nasıl bu kadar yağlı bir besinin, bu kadar sağlıklı olarak tanıtılması olacaktır (100 gram meyvenin 15 gramı yağdan oluşur). Çok basit, yağ içeriği “iyi yağlar” olarak gösterilen gruba dahil olup, dolaşım sisteminin sağlıklı olması ve iltihapların azaltılmasında çok faydalı olan Omega 3 grubuna dahil, yüksek miktarda yağ asidi içerir. Biyolojik değeri son derece yüksek olan karotenoid, tokoferol ve beta-sito sterol gibi maddelerin yanı sıra üst seviyelerde E, C, B9 ve K1 vitaminleri ile çinko, selenyum ve potasyum gibi önemli mineraller de içerir. Tüm bu bileşenler bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardımcı olurken, kalp ve damar hastalıkları, kısırlık, katarakt ve diğer göz sorunları ve daha pek çok rahatsızlık ile mücadelede son derece etkililer. Ama bu buzdağının sadece görünen ucu: avokado ayrıca, beta-karotenler ve çok güçlü bir toksin temizleyici ve bağışıklık sistemi güçlendirici olan glutatyon açısından da oldukça zengin. Bu madde, üstüne üstlük, iştahı azaltmada da mucizevi etkilere sahip.

    Avokadonun dezavantajları

    Bu son bilgiler ışığında kilolarca avokado yemeyi düşünmekte haklısınız. Zaten internette, “şişmanlatmayan yağ deposu” şeklindeki tasvirlere rastlamış olmanız son derece mümkün. Ancak siz siz olun, her gün bir avokado yemelisiniz diyenlere mesafeli yaklaşın. Bu önerim, iki ana sebebe dayanmakta: birincisi, her gün avokado yemek hiç de etik bir davranış değil: en büyük avokado üreticilerinden olan Meksika ve diğer Orta Amerika ülkeleri halklarının ana gıda kaynaklarından biri olan avokado, son yıllarda ulaştığı rekor seviyelerdeki ihracatı sayesinde, ulusal besin olmaktan çıkıp, altın yumurtlayan tavuk olarak görülmekte. Bu kurak ülkelerin belli başlı su rezervleri bu amaçla, insanların kullanımından ziyade, avokado çiftliklerine yönlendirildiğinden, söz konusu durum zaten çetin olan yaşam standartlarının çok daha kötüleşmesine yol açmakta (tek bir avokado meyvesinin yetişmesi için 300 lt suya ihtiyaç var). İkincisi, daha estetik nedenlere dayanmakta: eğer aktif spor yapmıyorsanız veya çok düşük karbonhidrat alımına dayalı diyetlerden (toplam günlük enerjinin maks %20’sinin karbonhidratlardan alınmasına izin veren paleo, ketojenik, atkinson vb) birini yapmıyorsanız, vücudunuza giren “iyi veya kötü” tüm ekstra yağın, er ya da geç derinizin altında toplanması kaçınılmaz olacak. Kolesterolünüzü düşürebilir diye haftada iki kilo avokado yemek yerine, kolesterolünüzü yükseltecek besinlerden uzak durmanız çok daha akılcı bir çözüm.

    Son derece faydalı, son derece lezzetli, tatlı veya tuzlu pek çok tarifte kullanılabilen bu meyvenin yüksek kalorili olmasının yanındaki diğer bir dezavantajı da fiyatı: tanesi yaklaşık 6 (pazar fiyatı)-10 (süpermarket fiyatı) lira. Fiyatlardaki bu farklılık menşeinden, olgunlaşma derecesinden, organik olup olmadığından etkilenmekte.

    Ne kadar yemeli

    Bu esaslara dayanarak avokado tüketiminizi haftada bir-iki kez ile sınırlamanız, bunu yaparken de porsiyon başına yarım avokadodan fazlasını yememek en iyisi. Ancak bu koşullarda da, eğer kilo almamak için gayret gösterenlerdenseniz, dikkati elden bırakmayın: porsiyonunuza, yağlı, işlenmiş ve rafine tahıllar içeren ağır yiyeceklerle eşlik etmektense, onu tercihen sebze, salata türü öğünlerde veya yağsız etler veya tam tahıllarla yapılmış kaliteli karbonhidratlarla beraber tüketmeye özen gösterin. ‘Yeşil altını’ tatlı tariflerinde de kullanmak mümkün, ancak bilin ki diyetisyeniniz bunun için sizi alkışlamayacak. Aslına bakarsanız, avokadoyu çiğ olarak tüketmek daha mantıklı, çünkü içeriğindeki yüksek biyolojik değere sahip bileşenler ısı etkisi altında bozulabiliyor, bu durumda da geriye kalan sadece yüksek yağ içeriği olacak. Ayrıca, onun mucizevi faydalarından bütünüyle, kilo almadan yararlanabilmek için, onu diğer yağların yerine kullanın: eğer avokadolu bir salata yemek istiyorsanız, salatanıza fazladan yağ eklemeyin, aynı şekilde avokado kullanarak yapacağınız bir makarna için, yağ kullanımınızı minimuma indirin.

    Doğru avokado nasıl seçilir

    Avokadoyla tanışmış olanların ister istemez farkına vardıkları üzere, satılan her avokado, yemeğe hazır olgunlukta olmayabiliyor. Olgun ama çürük olmayan avokadoyu seçebilmek de iyi bir miktar deneyim ve çantanızda bir renk paleti taşımayı gerektirebiliyor. Normalde, yüzeyine hafifçe bastırdığınızda parmağınızın içeri girdiğini hissederseniz, avokadonun yeterince olgun olduğu söylenebilir. Bunun dışında, kabuk üzerinde homojen olmayan koyu kahve renkli yumuşamış bölgelerin görülmesi ve hatta, sap kısmında ıslaklık ve beyaz küf kalıntıları bulunması halinde ise çürümeye yüz tutmuş bir avokado ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Sap kısmı aslında satıcının malları elletmek gibi bir niyeti olmadığı zamanlar, faydalı bir olgunluk derecesi göstergesi olarak kullanılabilir. Böylece elimizle değil gözümüzle seçerken: sapın rengi koyu kahve ise meyvenin çok fazla olgun, koyu yeşil ise ideal, açık yeşil veya sarımtırak olduğunda ise ham olduğunu gösterdiğini unutmayalım.

    Satın alırken nasıl tasarruf edilir

    Serbest piyasa sağolsun bazen fiyatlar promosyona girer. İşte o zaman avokadoyu nasıl saklayacağınızı bilmek hayati bir önem kazanır.

    Ben böyle durumlarda açgözlülük edip, en az 7-8 taneyi birden alırım, tabi ki hepsini arka arkaya üç günde yiyip bitirmek amacıyla değil. Size avokado hakkında her şeyi söyleyeceğim demiştim; elbette kimseye her gün pasta, börek ve çikolata yemesini önermeyeceğim gibi, avokado için de bir istisna yapmayacağım. Haftada 1-2 kez, kesinlikle makul bir tüketim sıklığıdır, sıkın dişinizi biraz! Akşam yemeğiniz sadece guacamole‘den oluşmuyorsa, iki kişi için yarım avokado kullanarak yapılacak soslar veya garnitürler oldukça tatmin edici olurlar. Tariflerinizde sadece avokado kullanmak yerine, onu diğer sebzelerle zenginleştirebilirseniz, kabak, salatalık, kereviz sapı enteresan lezzet kombinleri ile beraber önemli şekilde tasarruf yapabilirsiniz. İşte bu yüzden indirimden aldığım 7-8 büyük avokado, 6-8 hafta boyunca masalarımızı şenlendirirler. “Organik” almak isteyen, ama bütçesi el vermeyenler için sevindirici bir haber: avokado bitkisi normal koşullar altında oldukça dayanıklı olup, ne özel ilgi, ne de parazit ve haşere istilalarına karşı ağır kimyasallar gerektirir. Boş yere 2018 yılının Clean 15 – Temiz 15 sıralamasının zirvesine girmemiş. (https://www.ewg.org/foodnews/clean-fifteen.php).

    2.KISIM DOĞRU SAKLAMA YÖNTEMLERİ

    Bildiğiniz üzere tek bir avokadonun fiyatı bazen 10 TL’yi bile aşabiliyor, hal böyleyken, maydanozu bile israf etmek istemeyen benim gibi biri için, bu kadar değerli bir gıda maddesini kullanamadan çöpe atmak kabul edilemez bir durum. Zira avokadonun değeri sadece satış fiyatının yüksekliğinden kaynaklanmıyor; içerdiği besin öğeleri o kadar zengin ki, ‘yeşil altın’ diye bile isimlendirildiği duyulur. Ama onun böyle büyük bir tutkuyla istenmesinin bir sebebi daha var: açık yeşil rengiyle son derece fotojenik; artık hepimizin farkında olduğu üzere, yiyip içtiklerimizin fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşmak, pek çoğumuz için mutlaka yapılması gerekenler arasına çoktan girmiş durumda. Maalesef bu da her zaman olduğu gibi, hayatın zayıf dengesini kötü etkiliyor, zira meyvelerin büyük kısmı Orta Amerika’nın kurak bölgelerinde yetişmekte. Böylece insanları birinci plana almaktansa, yatırımlara öncelik vermeyi tercih ettiğimizden, suyu bölge halkına değil de, yetişmesi için çok su isteyen yeşil altın fidanlarına akıtıyoruz (tek bir meyve için 300 litre su gerekiyor).

    Ama bunun çok basit üstelik ekonomik bir çaresi var: yerel üretim meyvelerin mevsimi sona erince tüketimimize ara vermek.

    Ne zaman yemeli

    Menşei Güney Amerika olan avokado uzun yıllardır diğer pek çok kıtada ve ülkemiz dahil pek çok Avrupa ülkesinde de başarıyla yetiştirilebiliyor. Dünyadaki çeşitleri yüzlerce olmasına rağmen, yerel üretim daha çok Hass, Pickerton, Bacon, Fuerte cinslerini ön plana çıkarmış durumda. Ancak ürettiğimiz avokado, tüketilen miktarı karşılama kapasitesinden çok uzakta kalıyor. Bu nedenle ithalatı yavaşlayacağına her yıl daha da artıyor. Benim size tavsiyem onu ülkemiz ve Avrupa kıtası için olan mevsiminde yemeniz. Bu, Ekim ayından Hazirana kadar olan oldukça uzun bir dönem (farklı cins avokadolar, farklı aylarda olgunlaşır). Bunun amacı, sadece Güney-Orta Amerikalı üreticilere karşı adil ve etik olmak için değil, okyanus aşırı taşımacılık sonucu atmosfere bırakılan CO2 gazlarının artmasına daha da katkıda bulunmamak için: sera gazları olarak adlandırılan bu gazlar, küresel sıcaklığın artması ile bağlantılı olarak iklim değişikliğine yol açarak, kuraklık kabusunun sorumlusu olarak görülüyorlar. Kuraklık, tarımı olumsuz olarak etkileyerek tüm ürünlerin rekoltesinde büyük kayıplara yol açan bir etken, dolayısıyla avokadonun hasat verimi de bundan olumsuz etkileniyor. İşte bu yüzden, eğer avokadoyu gerçekten seviyorsak, ona birkaç ay boyunca elveda diyebilmeli veya nasıl saklanması gerektiğini en iyi şekilde öğrenmeliyiz.

    Nasıl saklamalı

    Bazen marketlerde, en fazla ertesi gün tüketmeniz gereken oldukça olgun avokadolar ile karşılaşırız. Bu yumuşak meyveler, hiç vakit kaybetmeden yıkanmalı, kurutulmalı, ikiye kesilmeli, çekirdeği alınmalı ve içindeki meyve eti, bir kaşık yardımıyla kabuktan ayrılmalıdır. Topladığınız etli kısmı, hemen biraz limon suyu ile ovalayıp bir kap içine koyun: limon suyu, kesildiği andan itibaren havanın oksijenine maruz kalan meyvenin kararmasını önleyecektir. Bir el blenderi ile yarım avokadoları hemen püre haline getirin ve bunları derin dondurucunuzda saklamak üzere küçük kaplara pay edin. Ben bu amaçla küçük cam kavanozları kullanıyorum, ama yer problemi olanlar tekrar kullanılabilir silikon poşetleri de değerlendirebilirler.
    Önemli olan, saklamak istediğiniz tüm meyveleri aynı yere koymamak. Tekli porsiyon olarak muhafaza edilmesi en iyisi olur, zira çözdürüldükten sonra avokado 12-24 saatten fazla bekletilmeden, tüketilmeli. Aksi takdirde bütün emeklerinizin boşa gitmesi ve üstelik avokadosuz kalmak kaçınılmaz olur. Bu yöntemle avokado stoklarınız 4-6 ay kadar size eşlik edebilir. Benim kişisel rekorum, 4 ay dondurucuda beklemiş avokadoyu yemek oldu: tek kelimeyle enfesti. Söylediğim şekilde saklarsanız, guacamole gibi krema veya sos kıvamlı tarifler için harika sonuçlar elde etmeniz kaçınılmaz olacak. Ancak, avokadonun yarım veya dilim dilim olarak kullanılmasını öngören tarifler için, taze meyve tercih edilmeli. Bunun nedeni, donma aşaması esnasında hücre çeperlerinde gerçekleşen önlenemez tahripler sonucu, çözülme aşaması süre gelirken, hücreler içerdikleri suyu kaybedecek, bu da meyvenin damakta yumuşamış hissedilmesine ve estetik olmayan bir görüntü almasına yol açacaktır.

    Tam tersine ‘taş gibi’ avokadolar arasından seçim yapmak zorundaysanız, onları yiyebilmek için hamlık derecesine göre 4 ila 10 gün gibi bir süre boyunca beklemeniz gerektiğini unutmayın. Ancak bu süreyi hızlandırmak da sizin elinizde: atmosferik koşullar üzerinde yapacağınız müdahaleler, süreci 1-5 güne indirebilir. Doğal olgunlaşma için yapmanız gereken tek şey, meyveleri karanlık, kuru ve oda sıcaklığındaki bir yere koyup, arada bir bunları çevirerek, temas noktalarından yumuşamalarını önlemek. Ama istediğiniz hızlı olgunlaşmaları ise, dediklerime kulak verin: klimakterik bir meyve olan avokado, olgunlaştıkça etilen salar ve ortamda ne kadar çok etilen varsa, o kadar çabuk olgunlaşır. Bu yüzden kısa sürede yemek istediklerinizi bir kese kağıdına koyun ve ağzını sıkıca kapattıktan sonra bunları oda sıcaklığındaki, kuru bir yerde beklemeye bırakın. Bu şekilde, meyvenin başlangıçtaki olgunluk derecesine, ortam havasının sıcaklık ve nemine bağlı olarak 2-5 gün içinde tüketmeye hazır avokadolarınız olacaktır. Yetmez diyorsanız, aynı kese kağıdı içine bu sefer bir elma veya bir muz koyun: bu meyveler de klimakterik olduklarından ve daha büyük bir etilen salma kapasitesine sahip olduklarından, onları “katalizatör” olarak kullanabilirsiniz, bu da size en az 1 gün daha kazandıracaktır. Bu yazdıklarım ham avokadoları olgunlaştırmak için mevcut olan yegane yöntemlerdir. İnternet üzerinde, 10 dakikada, fırına koyarak ham avokadoların olgunlaştırılabileceğini söyleyenler var: Mümkünü yok! Burada yapılan işlemin adı olgunlaştırma değil sadece pişirme olur. Bugün yiyemiyorsanız, bir gün daha bekleyin, yarın yiyin. Beklemek ve arzu etmek, yemeğin verdiği hazzı daha da arttırırlar, lütfen bu sözüme inanın.
    Saklama ile ilgili önerilerimin sonuncusunda, olgunlaşma işleminin nasıl yavaşlatılabileceğini ele alacağız. Bu durumda fazla olgunlaşmaya yüz tutan avokadoları kese kağıtlarından çıkarın ve bunları buzdolabınızın sebze gözüne koyun, hepsi bu. Tek önem verilecek konu bunları en fazla 5 gün içinde tüketmeyi unutmamak. Eğer daha fazla süreye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, nereye başvurmanız gerek biliyorsunuz: derin dondurucu.
    Bu yazıyla elde ettiğimiz mutlu sonuç, artık avokadoları uzun süre nasıl saklayabileceğimizi öğrendiğimizden, deniz aşırı ülkelerden ithal edilenleri almaya gerek kalmamasıdır.
    Bu okuduklarınız size avokado gibi dört dörtlük bir meyveden, nasıl en ekonomik, en sağlıklı ve en etik şekilde faydalanabileceğinizi gösteriyor. Eğer yeşil altını nasıl kullanacağınıza karar veremiyorsanız: işte size guacamole tarifi.
    Hepinize iyi devrimler dilerim

    İlginizi çekebilir:

    Summary
    YEŞİL ALTIN, AVOKADO HAKKINDA HER ŞEY
    Article Name
    YEŞİL ALTIN, AVOKADO HAKKINDA HER ŞEY
    Description
    Avokado hakkında bilmeniz gereken her şey: özellikleri, nasıl seçilir, nasıl yenir, artıları ve eksileri ve çok daha fazlası
    Author
    Publisher Name
    CHE Food Revolution
    Publisher Logo