Glifosat nedir ve sağlığa zararlarını önlemek için neler yapılabilir?

 

Glifosat nedir

 

Glifosat nedir başlıklı bu bilgilendirme yazısında, glifosatın neden kullanıldığına, sağlığa ne gibi zararları olduğuna değindikten sonra glifosat tartışmasının ana maddelerine ve maruziyetin azaltılması için yapmamız gerekenlere değineceğim.

 

Glifosat nedir ve neden kullanılır?

Tarım uygulamalarının teknolojik gelişimi ve sanayileşmesi, çiftçilerin gıda üretimini en üst düzeye çıkarmasına olanak tanır. Artan dünya nüfusu göz önüne alındığında, dünyayı tehdit eden açlıkla mücadele etmek için bu değişimler gerekli gösterilmeye çalışılmıştır (herşeyden önce gıda israfı ile mücadele etmek yerine). 1970’lerde, Yeşil Devrim (Green Revolution)‘in devreye sokulması ile birlikte, pestisitler ve yüksek performanslı gübreler ve ardından GDO’lu tohumlar, söz konusu hedefe ulaşmak için güçlü ve güvenilir araçlar olarak gösterilmekteydi: daha az toprak ve hatta daha az emek kullanarak, daha fazla gıda hasat etmek her çiftçinin rüyası değil midir zaten? Bu bağlamda herbisitler, Konvansiyonel (Endüstriyel) Tarım içinde, toprağın sunduğu kısıtlı miktardaki besin maddeleri ve su için, mahsuller ile rekabet etmek suretiyle rekoltede potansiyel %34’lük bir düşüşten sorumlu olabilecek [1] yabani otları yok etmek için icat edilmiş tarım ilaçlarıdır.

 

Glifosat neden en ünlü yabani ot ilacıdır?

Glifosat dünyada en yaygın kullanılan yabani ot ilacıdır [2]. Ancak daha ziyade Monsanto tarafından pazarlandığı ticari isim olan Roundup olarak bilinir.
Patentin 1991 yılında sonlanmasıyla, formülü kamuya açılmış olduğundan, üretici sayısında inanılmaz bir artış kaydedildi. Bugün, glifosat, herbisit pazarının %60’ını oluşturmakta ve yaklaşık 800’den fazla tarım ilacının formülasyonu içinde yer almaktadır.
Bununla birlikte, asıl ünü bu etkileyici rakamlardan değil de tartışmalı doğasından gelmekte.
1974’te piyasaya sürülmesinden bu yana satışlarda kaydedilen katlanarak büyüme, glifosatın dikensiz bir gül olduğunu iddia eden ilk araştırma sonuçlarından kaynaklanıyor: toprağa hızlı emilim, yüksek biyolojik bozunma kapasitesi, hedef olmayan organizmalar için daha düşük toksisite ve yabani otların yok edilmesinde gösterdiği büyük potansiyel[3].

Ancak, bunun bir blöf olduğunu iddia eden bilim insanı sayısı da bir hayli yüksek!

 

Glifosatın tırmanış sebepleri

Pazarlanmasının ilk yılında (’74), glifosatın pazar hacmi 3 bin tondu; 20 yıl sonra 56 bin tona ulaştı ve sonraki 20 yılda (2014) satışlar 825 bin tonu [2] aşmıştı, bu neredeyse bir rekor! Ve tahminler doğruysa, yakında bir milyon ton kotası da aşılmış olacak.
Bu tırmanış, patentin sona ermesinden sonra fiyatlardaki düşüşten ve ayrıca, belki esasen, ’96’da tam olarak glifosatın yarattığı tahribata direnebilmek için yaratılan ve geliştirilen GDO tohumlarının piyasaya sürülmesinden kaynaklanmaktadır: bu ürünler piyasaya ‘Roundup Ready (RR) – Roundup’a Dayanıklı‘ veya ‘Glyphosate Tolerant – Glifosat Toleranslı (GT)’ şeklinde sunulmuştur.
ABD’de 1974’ten 2014’e kadar uygulanan toplam glifosat hacminin üçte ikisi son on yılda kaydedildi: o kadar ki, bu mühendislik eseri tohumlar, glifosat kullanımın %56’sını oluşturuyor.
Ne yazık ki, tüm zamanların en ünlü yabani ot öldürücüsünün bu arada başka bir geniş kullanıcı tabanı kazandığını da eklemek gerekir: 2000’li yılların ortalarından beri, glifosat artık sadece mahsulun ekiminden önce yabani otları öldürülmesi için değil, aynı zamanda hasattan hemen önce bazı tahıl ve baklagilin sorunsuz olarak kurutulabilmesi için de kullanılmaktadır. Bu şekilde mahsulün nemli veya soğuk havalarda bile kurutulması sağlanarak, doğal yöntemlerle gerçekleştirilen hasata nazaran hem gereken zaman hem de olası riskler azaltılmış olmaktadır. Ve dahası var, bu uygulama ile olgunlaşma hızlandırılır ve üstelik rekoltede bir artış da sağlanmaktadır. Bu harika değil mi! (…)

Ancak bu yeni uygulama tekniği ile bitki üzerindeki kalıntıların daha yüksek olduğu belirlendiyse de, hayvan yemindeki tolerans seviyelerinin yukarı çekilmesi ile tüm sorunlar giderilmiş oldu! Bu bürokratik ‘mucize’ için EPA (ABD Çevre Koruma Bürosu)’ya teşekkür etmeli [2].
Glifosatın giderek artan miktarlarda gerekli olmasının üçüncü bir nedeni daha var: tıpkı antibiyotiklerin sorumsuzca kullanılmasının antibiyotiğe dirençli süper mikropların oluşmasına neden olması gibi, glifosata dirençli süper ot türlerinin ortaya çıkması da gecikmedi (tam olarak son 45 yılda, yaklaşık 38 yabancı ot türü herbisite karşı direnç geliştirmiştir) [3].
Çözümü çok basit(!): dozu artırmak yeterli.

Bu nedenle, daha iyi alternatifler bulunmadıkça veya kullanımı yasaklanmadıkça ya da kısıtlanmadıkça, glifosat satışları hep katlanarak artacak.

 

Glifosat tartışması: etki mekanizması

Başlangıçtaki coşku yaratan sonuçlara rağmen, birkaç on yıl ve ekilebilir arazilerin çoğuna, ayrıca ormanlara ve kentsel yeşil alanlara (neyse ki, ikincisi birçok ülkede yasaklanmıştır) uygulanan çok fazla ton Roundup (veya glifosat içeren diğer markalar) sonrasında, bazı bilimsel araştırmalar, glifosatın hem bitkilerde hem de hayvanlarda hücre döngüsü düzenlemesini etkileyebileceğini öne sürmeye başlamıştır. Bu ise başlangıçtan beri savunulan iddiaları çürüten bir görüştür. Üretici firmaların savunduğu bilimsel sav aşağıda görüldüğü gibidir: glifosat, bitkiler aleminde hayati önem taşıyan aromatik amino asitlerin biyosentezi için temel bir mekanizma olan Shikimate (Şikimat) yolu olarak adlandırılan mekanizmaya tesir etmektedir. Glifosat bu hayati reaksiyonu katalize eden enzimi inhibe ederek bitkinin ölümüne neden olur. Hayvanlarda bu ‘yol’ olmadığı için glifosatın zararlı olmadığına inanılmaktaydı.
İnsanlık tarihinde, çoğunlukla art niyetsiz bir şekilde gerçekleşen bilim hatalarının izlerini görmek mümkündür; glifosatla ilgili hata ise en yalın haliyle, insanlar (hayvanlar aleminin bir parçası olarak) ve toprak için büyük önem taşıyan, simbiyoz halinde olduğumuz mikro-organizmaların hedef organizmalar içinde değerlendirilmemiş olmasıdır. Dengeli ve sağlıklı bir barsak florasının, her ne kadar nasıl olduğu tam olarak anlaşılamamış olsa da, insan ve hayvanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için elzem olduğu [4, 5, 6] unutulmuştur(!) Aynı şekilde sağlıklı ve verimli bir toprak için, toprak mikrobiyomunun (virüsler, bakteriler, mantarlar, protozoalar dahil) da dengeli ve sağlıklı olmasının büyük önem taşımasının gözden kaçmış olması gibi [7].
Ne yazık ki, yukarıda bahsedilen dolaylı etkilere ek olarak bilim camiasını endişelendiren (ve bölen) başka nedenler de var: glifosat ve AMPA olarak bilinen metabolitlerinin kanser riskini artırması muhtemel (IARC – Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı – 2015’te glifosatı 2A sınıfına koyarak, olası bir kanserojen olarak sınıflandırmıştır) iken, glifosatın ayrıca endokrin dengesizliklerinden, çölyak hastalığından, otizmden ve eritrositler üzerindeki olumsuz etkilerden sorumlu olabileceği de muhtemeldir [8, 3, 9, 10].

Muhtemel kelimesinin seçimi rastgele değil maalesef, çünkü bazı ülkeler sözü edilen gerekçelerle onu çoktan yasaklamış (İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Almanya, Suudi Arabistan, Vietnam dahil 10 ülke) veya kısıtlamış olsa da (daha önce bahsedilenlere ek olarak 15 ülke), kısıtlamaları çıkmaz ayın son Çarşambasına erteleyen ülkelerin sayısı hala çok fazla (2017’de Avrupa Birliği, ruhsat yetkilendirmesini 15 Aralık 2022‘ye kadar uzatmışken, geçtiğimiz haftalarda yapılan son bir hamle ile nihai kararı Aralık 2023’e erteledi).

Glifosat nedir sorusunun cevabını öğrenen herkesin merak ettiği ikinci şey, neden Avrupa Birliği’nin, bilimsel görüşlerin tartışmalı olduğu durumlarda bir kural olarak benimsenebilecek İhtiyat İlkesi ışığında karar vermediğidir.

Etiket talimatlarına göre kullanılan glifosat ürünleri çocuklar veya yetişkinler için risk oluşturmaz‘ ifadesi ile konuyu geçiştiren EPA’dan (ABD Çevre Koruma Ajansı) hiç bahsetmiyorum bile. Bu ifadeyle söylemek istenenin, aksi bir durum ortaya çıktığında, suçun söz konusu ürünleri ‘yanlış’ kullanmış olan çiftçiye yüklenileceği oldukça aşikar [11].

NOT: Sözü edilen sağlığa zararların dışında, glifosatın ekosisteme, biyolojik çeşitliliğe ve su rezervlerine (hem nehirler, denizler ve okyanuslar gibi yüzey suları hem de yeraltı suları için) olası zararların çok uzun bir listesi varsa da, yer sıkıntısı yüzünden bu konuları irdeleyemeyeceğim; ancak bu konuların dolaylı olarak insan, hayvan ve ezegenin geleceğini olumsuz olarak etkileyeceği son derece açık demekle yetinelim.

Gıdalardaki glifosat kalıntısı riskinden nasıl kaçınabiliriz

Glifosat nedir, neden böyle çok kullanılır gördükten sonra işte en önemli husus: glifosat kalıntısı riskini nasıl önleyebiliriz. Bu başlık altında ele alacağım öneriler bizi maalesef kesin çözüme götürmekten acizler; zira glifosat riskinden kaçınmak imkansız – yemeden, içmeden ve nefes almadan yaşamak mümkün olabilir mi?
Kullanımı yasaklanmadıkça, herşeyi organik
satın alan biri için bile kaçış yolu bulunmuyor.
Ayrıca onu, karbonatlı suda yıkamak veya pişirme gibi diğer evsel yöntemlere maruz bırakmak da herhangi bir somut yardım sağlamıyor. Diğer pestisitler için geçerli olabilecek yöntemler (bu yöntemleri buradan okuyabilirsiniz) glifosat söz konusu olunca işe yaramıyor; çünkü bu kimyasal sadece kabuk veya dış yüzeyde kalmayıp, doğrudan bitkinin içine emiliyor.

O halde belki de daha gerçekçi soru şudur: gıdalardaki glifosat tehlikesinden mümkün olduğunca nasıl kaçınılır?

1Bir numaralı çare hiç kuşkusuz kendi yiyeceğinizi yetiştirmektir: bu şekilde, glifosata ek olarak, geleneksel tarımda yaygın olarak kullanılan sayısız tarım ilacından da kaçınmış olursunuz.

2Gıda bağımsızlığınızı ilan etmenin hiç yolu yoksa, yalnızca organik gıda satın almak mümkün olan en iyi ikinci yöntemdir: 2020 tarihli bir araştırmaya göre, yalnızca organik gıda tüketmek idrardaki glifosat düzeylerini önemli ölçüde azaltmaya yardımcı olur [12].

3 – Bununla birlikte, belirtmeliyim ki, vicdanlı bir çiftçi ekimin herhangi bir aşamasında hiç glifosat kullanmadıysa da, ekinlerinin organik olmayan komşular tarafından kontamine olma riski vardır: glifosat göçü, rüzgar veya yağmurla kolayca gerçekleşir. Bu amaçla belki organik gıda yerine, Sıfır Glifosat Kalıntısıetiketine sahip ürünlerin tercih edilmesi yapılabilecek en iyi şeydir. Maalesef bu tür bir etiketleme, hala hiç de yaygın değil.

4 – Daha az erişim olanağı veya bütçe sorunları nedeniyle organik ya da ‘sıfır glifosat kalıntıgaranti eden gıdalara ulaşımınız mümkün değilse, aşağıdaki öneriler sizin için:

  • Gıdalardaki Pestisitler ve Onlardan Nasıl Korunmalı makalesinde açıkladığım gibi, öncelikle glifosat ve AMPA kalıntıları açısından en fazla risk altında olduğu bilinen gıda gruplarını tanımlayın: buğday, yulaf, arpa, çavdar, fasulye, ayçiçeği, soya, kinoa , keten, nohut, mercimek, bezelye ve diğer baklagiller.

     

  • daha sonra sadece bu gıdaları organik tarımdan satın almaya çalışın; bu bütçe ile ilgili sorunları çözecektir.

     

  • sorun lojistik/erişilebilirlik ile ilgiliyse (büyük şehir merkezlerinin dışında organik gıda bulmak zor olabilir), geriye kalan tek alternatif yabani ot öldürme amacıyla kullanılanın dışında, glifosatın hasat öncesi mahsul kurutma uygulamalarına izin veren ülkelerden ithal edilen sakıncalı gıdaların tercih edilmemesidir. Bu kapsamda kısaca Kanada, ABD, Fransa, Almanya, Danimarka’dan ithal edilmiş buğday, yulaf veya baklagilleri satın almayın (Bu uygulama İtalya, Avusturya, İsveç gibi ülkelerde kullanılmamaktadır).

5GD (Genetiği Değiştirilmiş) tohumlardan üretilmiş gıdalardan kesinlikle kaçının. Zira bunların normal’ GD mi yoksa glifosata toleranslı GD‘ler mi olduğunu kestirmenin yolu yoktur. Bu nedenle son gruptaki tohumlar arasında yer alan soya, mısır, kanola, şeker pancarı, buğday (GDO’lu buğday sadece ABD, Avustralya, Kolombiya, Yeni Zelanda’da yetiştirilir), pirinç, patatesten de ithal olmaları halinde kaçınmamız faydalı olacaktır (ülkemizde GD gıdaların sadece hayvan yemi olarak kullanımı onaylanmıştır).

6 – Buraya kadar tavsiye edilenler et ve diğer hayvansal ürünler için de geçerlidir; GD gıdalar dışında hayvansal gıdaların bir diğer tehlikesi glifosatın ayrıca yem amaçlı tahıllar ve baklagiller için de kullanılıyor olmasıdır (özellikle soya: dünyada yetiştirilen tüm soyanın yaklaşık %80’i besi hayvancılığına yöneliktir).
Bu nedenle organik hayvansal ürünleri bütçe veya erişim engeli gibi nedenlerden satın alamıyorsanız, bu ürünlerin tüketimini büyük ölçüde sınırlayın ve ayrıca glifosatın en yüksek konsantrasyonlarının bulunduğu deri veya yağlı kısımları ayırmaya dikkat ederek glifosat kalıntısı tehlikesinden kaçınmaya çalışın.

7 – Potansiyel olarak glifosat kalıntıları içeren bu tahılların ve baklagillerin kullanımına tabi olan endüstriyel veya ticari gıda ürünlerini (alkollü içecekler dahil) tüketmekten kaçının.
Ambalajın üzerinde genellikle üretim yerini görürüz, ancak her bir bileşenin menşei her zaman belirtilmez.
Bunun yerine güvenli ve kaliteli malzemelerle endüstriyel gıdaların benzerlerini evde kendiniz yapın: ekmek, bisküvi, atıştırmalıklar, pizza, makarna vb. daha az glifosat ve tarım ilacı içerecek; daha ucuza mal olup, çok daha sağlıklı ve kesinlikle çok daha lezzetli olacaklardır.

8 – Son olarak glifosat nedir sorusu ile gıdalardaki glifosattan kaçınmak için yapılacakları ele alan güvenilir bir listede, elbette musluk suyuna da yer verilmelidir.
Musluk suyunun glifosat içerebileceğini yazmak inanın bana zor geliyor [13, 14, 15], ama bu önemli bir olasılık, özellikle de tarım alanlarında yaşıyorsanız; çünkü glifosat suda yüksek oranda çözünür bir maddedir.
Belediyelerden ve/veya içme suyu işletmecilerinden laboratuvar sonuçlarını göstermelerini isteyin: kalıntı seviyeleri izin verilen sınırların altındaysa, içmeye devam edin (musluk suyunun tadını iyileştirmek için mutlaka bu kılavuzu okuyun), böylece plastik kullanımı ve üretiminin azaltılmasına da yardımcı olun; eğer glifosat seviyesi eşik değerlerin üzerindeyse, başta glifosat olmak üzere tüm kontamine edici maddelerden kaçınabilmek için ters ozmoz filtrelerini takmayı değerlendirin; veya etiketinde glifosat içermediğini belirten kaynak suyu satın alın.

 

Gıda, hava ve su ile maruz kalınan glifosatın olumsuzluklarından nasıl korunmalı?

Kabul, glifosattan kaçınmak neredeyse imkansız; ama yine de kendimizi, maruz kaldığımız glifosatın olumsuzluklarından korumak için yapabileceğimiz bir kaç şey var.
Glifosat bir herbisittir; ancak teknik olarak, bir antibiyotik olarak kabul edilir.
Glifosat gibi, barsak florasını tehdit eden antibiyotikleri almamız gerektiğinde ne yapmalı?
Bol miktarda probiyotik ve prebiyotik gıdayı tüketmeliyiz.
Probiyotikler hakkında ihtiyacınız olan her şeyi bilmek için bu çok detaylı kılavuzu okumanızı tavsiye ederim.
Ayrıca vücudumuzun en çok ihtiyacı olan C ve D vitamini ile glutatyon ve kersetin gibi antioksidanları da unutmamak gerek. Bu bağlamda ‘Bağışıklık Sisteminizi Nasıl Güçlendirirsinizyazısını kesinlikle okumalısınız.
Bunun yanı sıra nicelik yerine niteliği temel alan, sağlıklı ve sürdürülebilir bir beslenme modeli olan chetaryen diyetini uygulayabilirsiniz.

 

Düşünceler ve sonuçlar

Bu yazıyı, ECHA’nın (Avrupa Kimyasallar Ajansı) glifosatı kanserojen madde olarak görmeme kararından sonra yazmaya karar verdim… Yazık ki, yine 2017’de olduğu gibi, glifosatın tümörlerin gelişimindeki rolünün vurgulandığı bağımsız, belki az sayıda ancak hakemli (peer-review) bilimsel araştırmaları bir kenara bırakılarak, üretici firmalar tarafından finanse edilen, dolayısıyla objektif olmaması çok muhtemel bir takım çalışma dikkate alındı.
Şu ana kadar, mevcut muazzam çıkarlar göz önüne alındığında, hiçbir kurumun %100 insan, hayvan ve çevre sağlığını ön plana almayacağı herkes için açık olmalıdır. Ne yazık ki, vermeye çalıştığımız mücadele, tarım devlerine karşı bireylerin savaşı; bu savaşı kazanmak, ancak sağlığımıza sorumlu bir şekilde sahip çıkmakla mümkün olabilecektir.
Zehirlerin doğrudan veya dolaylı olarak gıda çevriminde kullanılmasına son verilmelidir. Ancak bu tam anlamıyla ütopik bir dilektir! Daha makul bir yaklaşım, glifosat nedir, zararları nelerdir öğrendikten sonra, bu maddeye olan maruziyetimizi mümkün olan en çok şekilde sınırlandırmak olacaktır. Son olarak size, hayata ve zorluklara olumlu bakmaya çalışmanın da sağlığa çok faydalı olduğunu söylemek isterim; yapamayacaklarımıza değil de yapabildiklerimize odaklanmanın getirisi çok büyük.
İşte bu yüzden CHE Food Revolution var: Kendinizi en iyi şekilde savunabilmeniz için ihtiyacınız olan tüm araçları size sağlamak ve gıda farkındalığınızı her geçen gün artırmak amacıyla.

Hepinize iyi devrimler dilerim

 

Kaynakça
1) Oerke, E. (2006). Crop losses to pests. Journal of Agricultural Science, 144(1), 31–43
2) Benbrook, C.M. Trends in glyphosate herbicide use in the United States and globally. Environ. Sci. Eur. 2016, 28, 1–15
3) Meftaul IM, Venkateswarlu K, Dharmarajan R, et al. Controversies over human health and ecological impacts of glyphosate: Is it to be banned in modern agriculture?. Environ Pollut. 2020;263(Pt A):114372
4) Fan, Y., Pedersen, O. Gut microbiota in human metabolic health and disease. Nat Rev Microbiol 19, 55–71 (2021)
5) Motta, Erick VS, Kasie Raymann, and Nancy A. Moran. “Glyphosate perturbs the gut microbiota of honey bees.” Proceedings of the National Academy of Sciences 115.41 (2018): 10305-10310
6) Rueda-Ruzafa, Lola, et al. “Gut microbiota and neurological effects of glyphosate.” Neurotoxicology 75 (2019): 1-8.
7) Newman MM, Hoilett N, Lorenz N, Dick RP, Liles MR, Ramsier C, et al. Glyphosate effects on soil rhizosphere-associated bacterial communities. Sci Total Environ. 2016;543:155–60
8) IARC (2017) IARC Monographs on the evaluation of carcinogenic risks to humans—volume 112: some organophosphate insecticides and herbicides
9) Tarazona, J.V.; Court-Marques, D.; Tiramani, M.; Reich, H.; Pfeil, R.; Istace, F.; Crivellente, F. Glyphosate toxicity and carcinogenicity: A review of the scientific basis of the European Union assessment and its differences with IARC. Arch. Toxicol. 2017, 91, 2723–2743.
10) Mesnage R., Defarge N., Spiroux de Vendômois J., Séralini G.E. Potential toxic effects of glyphosate and its commercial formulations below regulatory limits. Food Chem. Toxicol. 2015;84:133–153
11) Pagina web ufficiale dell’EPA sul glifosato www.epa.gov/ingredients-used-pesticide-products/glyphosate
12) Fagan, John, et al. “Organic diet intervention significantly reduces urinary glyphosate levels in US children and adults.” Environmental research 189 (2020): 109898
13) The Minnesota Department of Agriculture (MDA) Glyphosate and Drinking Water Report. October 2017
14) Rendon-von Osten, J., & Dzul-Caamal, R. (2017). Glyphosate Residues in Groundwater, Drinking Water and Urine of Subsistence Farmers from Intensive Agriculture Localities: A Survey in Hopelchén, Campeche, Mexico. International journal of environmental research and public health, 14(6), 595. doi.org/10.3390/ijerph14060595
15) Rapporto ISPRA “Pesticidi nelle Acque” del 2015-2016

 

İlginizi çekebilir:

Summary
Glifosat nedir ve sağlığa zararlarını önlemek için neler yapılabilir?
Article Name
Glifosat nedir ve sağlığa zararlarını önlemek için neler yapılabilir?
Description
Glifosat maruziyetini kısıtlamak endüstriyel tarıma karşı sürdürülen mücadelenin en önemli hedeflerindendir
Author
Publisher Name
CHE Food Revolution
Publisher Logo